Kitap Metre ile Mi Ölçülür, Santimetre ile Mi?
Kitapları neyle ölçtüğümüz çoğu zaman fark ettiğimiz bir konu değildir. Ama düşününce, gerçekten de “Kitap metre ile mi ölçülür, santimetre ile mi?” diye bir soru aklınıza gelebilir. Evet, görünüşte basit bir soru gibi görünüyor, fakat bu soruyu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden ele aldığınızda, karşımıza daha derin, düşündürücü bir tablo çıkıyor. Çünkü her şeyin ölçülmesi, aslında nasıl yaşadığımızı, toplumsal yapıların ve normların hayatımıza nasıl şekil verdiğini de gösteriyor. Şimdi gelin, bu soruya farklı bir açıdan bakalım.
Kitap Metre ile Mi Ölçülür, Santimetre ile Mi? Teknik Bakış
Eğer bir kitap yazarı ya da yayınevi çalışanıysanız, kitapların ölçülmesi konusu hayati önem taşır. Teknik açıdan baktığımızda, kitaplar genellikle santimetreyle ölçülür. Çünkü kitapların boyutları, tipik olarak genişlik ve yükseklik gibi küçük ölçümleri içerir ve bu da santimetre gibi daha küçük bir ölçü birimiyle yapılır. Ama başka bir bakış açısı da var: Metre, daha büyük bir ölçü birimi olduğu için genellikle kitapların boyutları ve hacmi için kullanılmaz. Peki, bunu günlük yaşamda ne şekilde gözlemliyoruz?
Toplumsal Cinsiyet ve Kitap Ölçüleri
Birçok kişi kitapları sadece fiziksel boyutlarıyla değerlendirir; boyut, kapak tasarımı, sayfa sayısı, hatta baskı kalitesi gibi unsurlar, bir kitabın “değerini” belirlemek için kullanılır. Ancak toplumsal cinsiyet bağlamında, kitap ölçüleri ve kitapların toplumdaki yeri hakkında düşündüğümüzde, biraz daha derin bir anlam çıkarabiliriz. Özellikle kadın yazarların eserlerinin genellikle daha “küçük” ve “yerel” olarak algılandığını gözlemlemek mümkündür. Örneğin, yayınevleri kadın yazarları daha kısa romanlarla ya da belirli türlerde yazmaya teşvik ederken, erkek yazarlar genellikle büyük hacimli, “derin” kitaplarla tanınır. Birçok kadın yazarı, kitaplarının bir tür “büyüklük” ya da “ağırlık” taşıması gerektiği hissiyatına kapılırken, bir yazarın eserinin fiziksel büyüklüğünden çok, içeriği ve derinliği üzerinde daha çok durulması gerektiği unutuluyor.
Özellikle kadın yazarların, kitaplarını daha küçük ölçülerde sunduğunda, belki de bunu toplumsal baskılara yanıt olarak düşündüğünü söylemek mümkün. Çünkü, toplumda genellikle kadınlardan küçük, zarif, estetiksel açıdan tatlı ve hafif bir şey beklenirken, erkek yazarlar büyük, ağır ve detaylı işler yapmaya yönlendirilir. Bu durum aslında “kitap metre ile mi ölçülür, santimetre ile mi?” sorusuna dolaylı bir yanıt olabilir. Bazen toplumsal cinsiyet rolleri, bir kitabın fiziksel boyutundan daha fazla etkiler yaratabilir.
Çeşitlilik ve Kitap Ölçüleri
Toplumsal çeşitlilik açısından da kitapların ölçülmesi önemli bir yere sahiptir. İstanbul’daki farklı semtlerde, farklı sosyal sınıflara ait insanlarla yaptığım sohbetlerde, kitapların ölçüleri üzerinden fark ettiğimiz sosyal farklılıklar oldukça belirgin olabiliyor. Kitapların boyutları, içerikleri, sunumları ve hatta yazılma biçimleri, insanların kültürel arka planlarına göre şekilleniyor. Örneğin, belirli semtlerde insanların genellikle küçük, kolay taşınabilir kitapları tercih ettiğini gözlemledim. Ancak kültürel çeşitliliği yüksek olan yerlerde, kitapların boyutları konusunda daha geniş bir tercih yelpazesi bulunuyor. Yani, bir kitap sadece fiziksel olarak ölçülmüş bir şey olmaktan öte, yaşadığımız çevreyi ve toplumları nasıl temsil ettiğimizi gösteriyor. Kültürel çeşitlilik, kitapların boyutlarını ve içeriğini doğrudan etkileyebiliyor.
Dünyanın farklı yerlerinde, özellikle Batı ülkelerinde, kitaplar bazen daha çok “büyük” ve “görkemli” olarak algılanırken, başka ülkelerde ise “daha küçük, daha ulaşılabilir” boyutlarda olabiliyor. Bu çeşitlilik, aslında sadece fiziksel ölçülerle ilgili değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir öğe olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada, kimlerin hangi kitapları okuyabileceği, nasıl kitaplar yazabileceği ve bu kitapların nasıl ölçülmesi gerektiği gibi sorular gündeme geliyor.
Sosyal Adalet ve Kitap Ölçüleri
Sosyal adalet açısından baktığımızda ise, kitapların ölçüsü sadece fiziksel bir konu olmaktan çıkıyor. Kitapların boyutları ve içerikleri, toplumda hangi kesimlerin daha fazla görünür olduğunu ve hangi bilgilerin daha fazla değer gördüğünü belirliyor. Toplumsal adalet açısından, kitapların içeriklerinin, yazım biçimlerinin ve hatta yayınevlerinin toplumun farklı kesimlerine nasıl hitap ettiğini sorgulamak önemli. Eğer bir kitap, sadece bir sınıfın, bir etnik grubun ya da belirli bir toplumsal cinsiyetin sesi oluyorsa, bu durum bir adaletsizlik yaratıyor olabilir.
Örneğin, bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, kadın yazarların kitaplarının genellikle daha az yer bulduğunu gözlemledim. Bu kitaplar, daha az “görkemli” ve daha az “taşınabilir” olabiliyor, hatta bu yüzden daha az okunabiliyorlar. Bu da sosyal adaletin, basın ve edebiyat dünyasında nasıl eksik olduğunun bir örneği olabilir. Kitaplar sadece fiziksel olarak ölçülmüş materyaller değil, aynı zamanda bilgiye, güce ve toplumsal eşitsizliğe dair de çok şey anlatıyor.
Sonuç
Kitapların metre ile mi, santimetre ile mi ölçüleceği sorusu, sadece fiziksel bir hesaplama meselesi değil. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, bu soruya verilen yanıtlar, kitapların nasıl yazıldığını, kimlerin daha çok söz hakkına sahip olduğunu ve hangi tür bilgilerin daha değerli görüldüğünü gözler önüne seriyor. Kitaplar sadece birer nesne değil, aynı zamanda toplumların ve bireylerin yaşam biçimlerinin, değerlerinin ve eşitsizliklerinin yansımasıdır. Kitaplar ölçülürken, yalnızca fiziksel boyutlarına değil, aynı zamanda toplumsal boyutlarına da odaklanmalıyız.