Hikayede Üzerinde Söz Söylenen Yaşantı ya da Duruma Ne Denir?
Hayat, bazen gerçekten bir hikâye gibi oluyor, değil mi? İzmir’de bir kafede, arkadaşlarla sohbet ederken, bir anda her şey mizahi bir yön alabiliyor. Bugün, kafamda dolaşan sorulardan biri, “Hikayede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da duruma ne denir?” sorusuydu. Herkes bu soruya bir cevap verebilir, ama gerçekten doğru ve derin bir açıklama var mı?
İçten içe her şeyin ne anlama geldiğini çözmeye çalışan bir insan olarak, bu sorunun ardındaki mantığı düşündüm. Neyse, başlıyorum çünkü hayatımda defalarca kez hikayelerde “üzerinde söz söylenen yaşantı” kavramını gördüm ve hep merak ettim: Hikayede gerçekten bunun adı ne?
Hikayelerde Üzerinde Söz Söylenen Yaşantıya Ne Denir?
Daha önce duymadıysanız, bu bir edebi terimdir. Sadece çok derin ve sanatsal bir şey değil, aynı zamanda hayatın içinde de karşınıza çıkar. Hikayelerde, karakterlerin yaşadıkları, seçimleri ve hayatlarındaki dönüm noktaları genellikle “temalar” ya da “konular” olarak tanımlanır. Ama derinlemesine bakıldığında, üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durum, aslında bir “tema” ya da “motive” olabilir. Yani, basitçe söylemek gerekirse, bir karakterin hikayede yaşadığı, hareketleriyle veya düşünceleriyle dile getirilen bir durumdur.
Mesela, yazın okuduğum bir romanda, baş karakterin hayatındaki hayal kırıklıkları hakkında çokça şey söyleniyordu. Oradaki “hayal kırıklığı” durumu, hikayede üzerinde sürekli olarak söz söylenen yaşantıydı. Bunu düşününce, her hayatın içinde de bir temanın ya da durumun öne çıkması gibi bir şey olduğunu fark ettim.
Peki, nasıl? Hadi bir örnekle gösterelim.
Hikayede Üzerine Söz Söylenen Durum: “Fazla Mükemmeliyetçilik”
Bir sabah, Instagram’da geziniyorum, yine her şey mükemmel. “Ooo, bu kişi de ne kadar başarılı, ne kadar mükemmel, bakın ne kadar da güzel kahve içiyor” diye düşünürken, bir anda şunu fark ettim: Herkes bir konuda çok başarılı. Sonra kendimi durdurup, “Beynimde her şeyin mükemmel olması gerektiği düşüncesi ne kadar doğru?” diye sordum. Yani, insanların hayatları zaten bir hikaye değil mi? Ve o hikayede bu mükemmeliyetçilik konusu sürekli üzerinde söz söylenen yaşantı haline gelmiyor mu?
Gerçekten, o kadar başarılı olmak zorunda mıyız? Biraz gevşememiz gerekmiyor mu? Bir hikayede, karakterin sürekli mükemmel olma çabası da aslında bir “temadır” ya da “yaşantıdır.” O yüzden bu mükemmeliyetçilikten kurtulmam lazım, diye kendime bağırarak, kahvemi içmeye devam ettim.
Hikayede Kendi Kendime Anlatmak: “Ben Her Şeyi Düşünürken, Herkes Ne Yapıyor?”
Açıkçası, bu kadar derinlemesine düşünmemin sebebi, iç sesimin hala bazen devreye girip, “Hadi, biraz daha basit düşün!” demesidir. İsterseniz, bunu eğlenceli bir şekilde aktaralım:
Ben (iç ses): “Tamam, yeni hedefler koymaya başladım, ne kadar başarılı olabilirim? Mükemmel olmalıyım!”
Kendim (sinirli bir şekilde): “Hayır, yeter! Bu kadar mükemmeliyetçilik ne? Başka insanlar ne yapıyor?”
Ben (biraz gülerek): “Evet, herkes bir şekilde hayatını yaşıyor. Ama ben neyi fark ediyorum?”
Kendim: “Bu hikayede bir karakter olsaydım, sanırım sürekli mükemmeliyetçilikten bahsederdim!”
Bu, aslında biraz kendi kendime eğlenceli bir monologdur. Çünkü biz insanlar, çoğu zaman dışarıdan mükemmel gözükmeye çalışırken, içimizdeki karışıklığı da gizleriz. Bir hikayede de bu, karakterin içinde sürekli mücadele ettiği bir durum olur. Herkes dışarıdan ne kadar kusursuz gözükse de, içsel bir çatışma ya da temayı taşıyan durum, aslında her zaman hikayeyi derinleştirir.
Yeri Gelmişken, Kahve Hikayelerine De Değinmek Lazım
Sonuçta, kahve içiyorum ve içimdeki ses yine bana, “Şu kahve olayını da bir hikaye yapalım, kimse anlamıyor, gerçekten bir kahve içmenin sanatı var!” diyor. Kimse anlamıyor ama bu da bir hayat teması değil mi? “İyi bir kahve içmek” üzerine hayatı sorgulamak bile bir öyküye dönüşebilir. İnsanın yaşadığı her anın içinde bir anlam bulması lazım. Bir kahve içmek, mesela, o kadar derin bir deneyim olabilir ki! Evet, evet, biraz şaka yapıyorum ama bazen de “hikayede üzerinde söz söylenen yaşantı”nın basitliklerde gizlendiğini görmek gerekiyor.
Komik Bir Anı: Hikayede Üzerinde Söz Söylenen Yaşantının Gerçek Hayata Taşınması
Geçenlerde arkadaşlarla buluştuk, sohbet ilerledi ve bir arkadaşım “Kendi hayatımda her zaman ‘fırtına’ gibi hissediyorum” dedi. O an, hepimiz bir şekilde bu durumu konuştuk ve şunu fark ettim: Bu çok ilginç bir şey. Çünkü bir hikayede, karakterin sürekli bir “fırtına” yaşaması, hayatındaki gerginliği simgeliyor olabilir. Dışarıdan bakıldığında her şey normal ama bir karakter, sürekli mücadele ettiği bir duyguyu ya da durumu yaşamaktan yorulabilir.
Arkadaşım: “Bazen hayatımda bir fırtına kopuyor ve bu beni çok yoruyor.”
Ben: “Evet, bir hikayede de ‘fırtına’ tam olarak böyle bir şeydir. İçsel bir gerginlik ve sürekli bir çözüm arayışı.”
Arkadaşım (gülerek): “Evet, ama şunu kabul edelim: Benim fırtınam, bazen kahve içerken kayboluyor!”
Bunun gibi basit ama derin düşünceler, aslında hayatın içinde karşımıza çıkan temalar. Ne olursa olsun, her bir hikayede karakterler bir yaşantıyı, duyguyu ya da durumu temsil eder. Yani, belki de aslında hepimiz bu hikayelerdeki karakterleriz ve yaşamın anlamını bulmak için bu “temalar”a dikkat etmemiz gerekiyor.
Sonuç: Her Yaşantı Bir Hikayedir
Gelelim ana noktaya. Hikayede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durum, aslında bir karakterin içsel mücadelesini veya yaşadığı önemli bir durumu temsil eder. İnsanlar, hayatlarında yaşadıkları duygular ve deneyimlerle hikayelerdeki karakterlere benzer. Mükemmeliyetçilik, hayal kırıklığı, “fırtına” gibi temalar, aslında hepimizin içindeki seslerdir. Kimisi bir kahve içerek sakinleşirken, kimisi hayatın karmaşasında kaybolur.
Ve evet, belki de biz hepimiz birer hikâye karakteriyiz, sadece biraz daha basit düşünmeye ve yaşamın içinde bir anlam bulmaya ihtiyacımız var!