Kaygı Olmazsa Ne Olur?
Bunu da Okuyun: Gaz ayarı kısık olursa ne olur ?
Bir sabah uyandığımda içimde garip bir boşluk vardı. Hani insanın göğsünde sürekli duran, bazen sıkıştıran bazen de yön veren o hafif baskı yoktu. İlk anda bunun özgürlük olduğunu düşündüm. Ama birkaç saat içinde anladım ki bu, özgürlük gibi görünen ama aslında yönsüzlük olan bir şeydi. Kaygı yoktu. Ve bu basit cümle, hayatımın akışını değiştiren en tuhaf başlangıç oldu.
Kayseri’nin sabahları zaten serttir. Soğuk, kuru bir hava… Pencereyi açtığında yüzüne çarpan rüzgâr bile insanı kendine getirir. Ama o gün hiçbir şey hissetmedim. Ne üşüdüm ne de rahatsız oldum. Sanki bedenim, dış dünyayla bağlantısını kesmiş gibiydi.
Sessiz Bir Sabah
Küçük odamda, duvarıma asılı notlara baktım. Hep “yarın halledilecekler” listeleri… “CV güncellenecek”, “kitap bitecek”, “arkadaş aranacak”… Normalde bu listeyi görmek bile içimde hafif bir huzursuzluk yaratırdı. Ama o sabah hiçbir şey olmadı. Sadece baktım.
Kahvemi yaptım. Normalde kaygı, kahveyi dökerken bile acele ettirirdi beni. “Geç kaldın”, “yetişmeyecek”, “yine yetiştiremeyeceksin” diye fısıldardı. Oysa o gün kahveyi taşırdım, dökerdim, silerdim… ama içimde tek bir tepki yoktu.
İlk kez düşündüm:
Kaygı olmazsa ne olur?
Cevap yoktu. Sadece sessizlik vardı.
Dışarı çıkarken kapıyı kilitlemeyi bile unutmuşum. Sonra fark ettim ama geri dönmedim. Önemli gelmedi.
Tehlikenin Fark Edilmediği Anlar
Sokağa çıktığımda Kayseri’nin kalabalığı her zamanki gibiydi. İnsanlar aceleyle yürüyordu. Ben ise yürümüyordum sanki; sadece hareket ediyordum.
Bir an karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışığı fark etmedim. Ya da fark ettim ama “beklemek” diye bir refleks oluşmadı içimde. Bir araba korna çaldığında insanlar irkildi, ben ise sadece baktım. Şoförün yüzündeki öfkeyi bile anlamlandıramadım. Öfke bana uzak bir dil gibiydi.
O an içimde bir boşluk daha büyüdü.
Eskiden böyle anlarda kalbim hızlanırdı. Şimdi hiçbir şey olmuyordu.
Korku yoksa dikkat de yoktu.
Ve bu düşünce ilk kez içimi ürpertti.
Bir bankta oturdum. Yanımdan geçen insanların yüzlerine baktım. Herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyordu. Bir hayatın içinde savruluyorlardı. Ben ise sanki o hayatın dışında kalmıştım.
Telefonum çaldı. Arkadaşım arıyordu. Açtım.
“İyi misin?” dedi.
“İyiyim,” dedim.
Ama söylediklerimle hissettiklerim arasında hiçbir bağ yoktu. Gerçekten iyi miydim? Yoksa sadece hiçbir şey hissetmediğim için mi öyle sanıyordum?
Her Şey Çok Kolay Gibi Görünürken
Bir gün iş görüşmesine gittim. Normalde böyle bir şey öncesinde günlerce düşünür, prova yapar, içimde senaryolar kurardım. O sabah ise sadece gittim.
Binaya girdiğimde insanlar heyecanlıydı. Eller terliydi, bakışlar kaçıyordu. Ben ise sanki sadece bir odadan diğerine geçiyormuşum gibi hissediyordum.
Mülakatta bana sorular sordular.
“Kendini beş yıl sonra nerede görüyorsun?”
Eskiden bu soru beni günlerce düşündürürdü. Şimdi ise boşluğa baktım. İçimde bir cevap aradım ama yoktu.
“Bilmiyorum,” dedim.
Ama bu “bilmiyorum” çaresizlikten değil, ilgisizlikten çıkmıştı.
İşte o an fark ettim:
Kaygı olmazsa ne olur?
İnsan geleceği umursamaz. Ve geleceği umursamayan bir insan, aslında yaşamıyordur; sadece vardır.
Mülakattan çıktım. Ne umut vardı içimde ne hayal kırıklığı. Sadece düz bir çizgi gibi his.
İnsanları Kaybetmenin Sessizliği
O gün akşam bir arkadaşım yine aradı. Bu kez sesi daha sertti.
“Sen artık tuhaflaştın,” dedi. “Hiçbir şeye tepki vermiyorsun.”
Cevap vermedim.
“Umursamıyorsun bile,” diye devam etti.
O an içimde bir şey kıpırdadı sandım. Belki üzüntü, belki kırgınlık… ama tam orada da kayboldu.
“Belki de haklısın,” dedim sadece.
Telefon kapandığında uzun süre ekrana baktım. Normalde insan böyle bir konuşmadan sonra düşünür, içini tartar, kendini sorgular. Ben ise sadece baktım.
Kaygı olmazsa ne olur?
İnsanlar senden uzaklaşır. Çünkü seni taşıyan görünmez bağlar çözülür. Tepki vermezsin, önemsemezsin, tutunmazsın. Ve bir süre sonra kimse seni yoklamaz.
O gece bunu hissettim. Kimse yoklamıyordu.
Ama garip olan şu: Özlem de yoktu.
Günlüğümde Boşluk
Günlüğümü açtım. Normalde sayfalar dolu olurdu. Düşünceler, korkular, planlar, hayaller… O gece kalem elimdeydi ama sayfa boştu.
Yazmaya başladım:
“Bugün hiçbir şey hissetmedim.”
Sonra durdum.
Devamı gelmedi.
Kalemi bıraktım.
Bir süre sonra tekrar denedim:
“Kaygı olmazsa ne olur?”
Yine cevap yoktu.
Defterde sadece iki cümle ve etrafında kocaman bir boşluk kaldı.
O boşluğa bakarken ilk kez korkuya benzer bir şey hissettim. Ama bu bile tam oluşmadı. Sadece yarım bir his gibi kaldı.
Pencereden dışarı baktım. Gece Kayseri sessizdi. Ama benim içimdeki sessizlik daha derindi.
Eskiden geceleri düşüncelerim beni uyutmazdı. Şimdi düşünce bile yoktu.
Ve bu, uykudan daha ağırdı.
İçimde Eksilen Şey
Bir sabah daha geldi. Günler birbirine benzemeye başladı. Saatler akıyordu ama ben içinde yoktum.
Yemek yedim, yürüdüm, insanlarla konuştum… ama hiçbir şey içime dokunmadı.
Bir gün annem aradı. Sesinde endişe vardı.
“İyi misin oğlum?”
“İyiyim,” dedim yine.
Ama bu kez kendi sesim bile bana yabancı geldi.
Telefon kapandıktan sonra uzun süre oturdum. İlk kez bir şeyin eksik olduğunu düşündüm. Ama ne olduğunu bulamadım.
Sonra o soru tekrar geldi:
Kaygı olmazsa ne olur?
Belki de kaygı, insanı hayatta tutan görünmez bir ipti. Onu tamamen kaybettiğinde düşmüyorsun… ama hiçbir yere de bağlanamıyorsun.
Sadece sürükleniyorsun.
Geri Dönüşün Sessiz Başlangıcı
Bir gün, yürürken küçük bir taş ayağıma çarptı. Normalde bu önemsiz bir şeydir. Ama o an durdum.
İlk defa bir tepki geldi içimden. Küçük, zayıf ama gerçek bir his.
Canım acımıştı.
Ve o acı, günlerdir hissetmediğim ilk gerçek şeydi.
Eğildim, taşı elime aldım. Uzun süre baktım.
O anda anladım ki kaygı sadece bir yük değilmiş. Aynı zamanda yönmüş, sınırmış, insanı hayata bağlayan ince bir hatmış.
İlk kez içimde bir kıpırtı oldu. Tam anlamıyla kaygı değil… ama onun hatırası gibi.
Ve bu bile yeterliydi.
Çünkü hiçbir şey hissetmemekten daha ağır bir şey yoktu.
O gün eve döndüm. Günlüğümü tekrar açtım. Bu kez sayfa boş kalmadı.
Ama ne yazdığımı burada bırakmak, o anı korumanın tek yolu gibi geldi bana.
Komsufirin olarak “Kaygı olmazsa ne olur” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!